Uyarı
  • JUser: :_load: Unable to load user with ID: 982

İNSAN ALLAH’A BORÇLUDUR

Bir şey üzerinde en çok hak, o şeye en çok emek verenindir. Dahası o şeyin sahibi olanındır. Daha da ötesi o şeyi yaratanındır. Görünen ve görünmeyen alem’de, varlık sahnesine çıkan her şeyin sahibi Allah’tır. Çünkü her şey onundur: Göklerdeki ve yerdeki her şey Allah'a aittir” (Al-i İmran;3/109) Yani var olan her şey, var oluşunu ve varlığını hala sürdürüyor olmasını Allah’a borçludur.

 

İnsan, varlığın dışında değildir ki Allah’a borçlu olmasın. İnsan, yaratılmışlar aleminde kendisine değer verilmiş, bir defa değil “kat kat” ikram edilmiş bir varlıktır: “ Ama doğrusu biz Ademoğluna (insana) kat kat ikram ederek onu üstün ve şerefli kıldık.” (İsra:17/70)

 

İnsanın üzerinde Rabbi’nin emeği o denli büyüktür ki bu ne rakamlara sığar, ne de bunu anlatmaya dilin gücü yeter. Bu anlamda insan Rabbine karşı borçlu doğar, borçlu yaşar ve borçlu ölür.

 

 

 İnsan Rabbine karşı borçlu doğar

 

 

Doğuştan sahip olduğu, solunum sistemi, kan dolaşım sistemi, sinir sistemi, sindirim sistemi ve bu sistemlerin kendi iç bütünlüğünde bozulmadan işleyişi için; yine eli ayağı, gözü kulağı, dili dudağı için; görme, işitme, duyma, tatma, dokunma duyuları için, aklı, iradesi, vicdanı ve sahip olduğu daha bir çok şey için, Allah’a hiçbir bir bedel ödemiş değildir. Yani bunlara bir bedel ödeyerek sahip olmamıştır.

 

İnsanın Rabbine karşı doğuştan borçlu olduğu şeyler, sadece fiziki varlığına bağlı şeyler değildir elbette. Bunlardan çok daha önemlisi, bu fiziki varlığına hayatiyet veren ruhu, bu varlığı anlamlı ve amaçlı kılan aklı, tüm manevi değerlerini de bedelsiz olarak ta başından sahip olmuştur insan. İşte, gözlerini dünyaya Rabbine borçlanmış olarak açar insan.

 

 

İnsan Rabbine karşı borçlu yaşar

 

 

Eğer bugün aynaya bakıp, bedenimize bir fiyat biçmeye kalksaydık ne verirdik?

Mesela gözümüzün fiyatı ne çıkardı? Satsaydık kaça satardık? Ya kalbimizin, aklımızın, bir anlık tat alışımızın, bir nefesimizin, bir saniyelik bakışımızın, mutluluğumuzun, ruhumuzun, düşünebiliyor olmamızın fiyatı ne olurdu? Hiç düşündük mü? Bir gözümüzü vermeye hangi fiyata razı olurduk acaba? Ya da razı olurmuyduk? Hadi olduk diyelim. Peki, bir ömrü elsiz, ayaksız, gözsüz, kulaksız nasıl geçirirdik? Buna katlanabilir miydik? Yoo! Buna katlanamazdık. Daha doğrusu bırakın katlanmayı, hiçbirine fiyat bile biçemezdik.

 

Bugün sadece küçücük bir organ naklinin devlete maliyeti 500 Bin TL’lerle ifade edilirken, ya ruhumuzun nakli… Bu mümkün mü?  Dolayısıyla insanın Rabbine karşı ne kadar borçlu olduğunu öğrenmesi için uzağa gitmesine hacet yok, bunu düşünse yeter.

 

Sağlıklı bir insan  günde ortalama 23 Bin defa nefes alır ve 23 Bin defa da nefes verir. Ya Rabbimiz “ Hadi kulum! Şu verdiğim her nefesine şu fiyatı biçiyorum” deseydi eğer, acaba hangi nefesimizin borcunu ödeyebilirdik? Veya bırakın ücretlendirmeyi “her nefesin için bir teşekkür bekliyorum!” deseydi, o zaman biz her bir günde en az 46 Bin defa dilimizle bunu ifade etmek zorunda kalırdık. Peki, bunu başarabilirmiydik? Tabiî ki başaramazdık. Çünkü dilimizin gücü buna yetmez yolda kalırdık. Aldığımız ve verdiğimiz her nefesle biz, Allah’ borçlanmaya devam ediyoruz.

 

 

Bir de şu rakamlara bakar mısınız

 

 

Yeryüzüne düşen yağmuru düşünün. Suyun gökten düşmesi, tekrar gökyüzüne çıkarılmasıyla alakalı bir konudur. Yani Rabbimiz suya buhar olma yasası koymasaydı, su gökyüzüne taşınamaz dolayısıyla yeryüzüne düşmeyeceği için de yeryüzü susuzluktan kavrulur tamamı çöle dönüşürdü.

 

Bu gün yeryüzünde 1 dakika da 60 milyon ton su, su baharına dönüşerek, tekrar yağmur suretinde yere düşmek için göğe taşınır.1 saatte 3,6 ton, 24 saatte 86,4 milyar ton, 365 günde ise 31,5 trilyon tona tekabül eder. Yani insan, sadece suyun buhar olma yasası üzerinden tekrar tekrar borçlanmaktadır Rabbine.

 

Eğer Rabbimiz suya yasa koymasaydı (katı-sıvı-gaz hali) insanoğlu yerdeki suyu göğe nasıl ve hangi imkanı ya da hangi düzenekle çıkaracaktı? Çıkarsaydı bunun insana maliyeti ne kadar olurdu? Gökyüzünde buharın hareketine nasıl yön verecek, estirecek rüzgarı nerden bulacak, yağmuru nasıl aşılayacaktı? Diyelim bunu başardı, ere düşen suyun dengesini nasıl ayarlayacaktı?

Bize göre sadece yerdeki suyu göğe çıkarması karşılığında insanın Rabbine borcu ne olurdu? Küçük bir hesap yapalım:

 

Tonunu sadece 1 dolar üzerinden hesaplarsak, yıllık 31,5 trilyon ton suyun buhar suretinde göğe çıkarma maliyeti toplam 32 trilyon dolar olurdu. Hadi insanlık olarak bunu Rabbimize ödeyelim dedik:

2012 yılında yeryüzünün tüm gelirinin topu topu 55 trilyon dolar olduğu düşünüldüğünde, insanlık bu 32 trilyon dolar olan sadece suyun buhar olup göğe taşınmasından kaynaklanan, Rabbine olan borcunu ödeyebilmesi için, yıllık tüm yeryüzü gelirini başka hiçbir yere harcamadan 212 günlük (7 aylık) gelirini vermek zorunda kalırdı.

 

Yine “Antartika’daki toplam buz miktarı, Atlas okyanusundaki suyun miktarına eşittir.” Yani Allah Atlas okyanusundaki miktar kadar suyu, buz suretinde depolamıştır. Niçin? İnsanlığı, buzullardan gelen akarsularla beslemek için. Ve bunu zamana yayarak insanı susuz bırakmamak için. Sera etkisiyle gereken sıcaklığı sağlayıp, yaşamı sağlamak için. Alın işte size insanın Rabbine ödemesi mümkün olmayan bir borcu daha…

Biz zannederiz ki cennet amellin bir bedeli. Halbuki hiç de öyle değil. Eğer Allah insana sadece amellerinin, tüm ibadetlerinin birebir karşılığını vermiş olsaydı buna “evet” diyebilirdik. Beş yıl ibadet yaptınız, beş yıllık cennetiniz olurdu. O zaman sonsuz cenneti hak edemezdi insan.

 

Gelin, İngiliz bilim adamlarının yapmış olduğu şu araştırma üzerinden meseleyi anlamaya çalışalım:

 

Yetmiş beş yıl ömür sürmüş birini düşünelim. Bu kişi tüm ibadetlerini eksiksiz olarak yerine getirmiş biri olsun. Yani, namazları, oruçları, haccı, zekatı vs. eksiksiz tam olmuş olsun. Peki bu kişinin tüm ibadetleri 75 yıllık ömründe ne kadar yer tutar?

 

 Gelin birlikte hesaplayalım;

 

Bu kişinin ömrü günlük ortalama 6 saat uyku ile 18,9 yılı uykuda geçer. 10 yılı çocuklukta geçer. (ki sorumlu değildir) Günlük ortalama 2 saatten 6,3 yılı bakım, temizlik vs. de geçer. Üç öğün üzerinden ortalama 2 saatten 6,3 yılı yemek yerken geçer. Günlük 2 saat üzerinden 6,3 yılı trafikte geçer. Hafta sonu izinleri hariç günlük 8 saat mesaiyle (227 gün) 15 yılı çalışarak geçer. Yine günlük 2 saatle, toplam 6,3 yılı iletişim, haberleşme ile geçer. Bunları alt alta koyup topladığınızda 71 yıl 3 ay gibi bir rakama ulaşırsınız. İbadetlerin tamamı için kalan süre sadece 3 yıl 9 aydır. Bu demektir ki, 75 yıl yaşayan bir mü’minin ibadet hayatı 75 yıllık ömür içerisinde 4 yılı bile bulmaz. O zaman cennet amellerimizin bedeli değil de, sadece Rabbimizin insana bir ödülüdür. Allah sınırsız cömerttir.

 

Bu yüzden Rabbimiz her verdiğinin bedelini (borcunu) bize ödetmek istememiştir.

İnsandan sadece “itiraf” beklemektedir. Sahip olduklarının tamamının hangi elden geldiğini bilmesini istemektedir. Var oluşunu Allah’a borçlu olan insanın “borcunu ikrar etmesi, iman; borcunu inkar etmesi, küfürdür.”  Allah’ın insana borçlu olduğunu hatırlatması, insanın Allah’a borcunu ödeyip kurtulması için değildir. Zira bu mümkün değildir. İnsan hiçbir zaman Allah’a borcunu tam ödeyemeyecektir. Çünkü İnsanın Allah’a borcunu ödeyebilmesi için, tekrar borçlanacak bir kapı bulması gerekir. Oysaki insan Allah’a her an muhtaçtır. Borcunu ödemek için borç isteyeceği yegane kapı, yine Allah’ın kapısıdır.

 

Allah İnsandan borcu ödemesini değil, borcu itiraf etmesini beklemektedir. İşte dinin (İslâm) asıl amacı da budur. Yani, insanın Allah’a her an borçlu olduğunun bilincine erdirmektir. Kendi kendine yetemediğini Allah’sız yapamayacağını, bunun“anlamsızlık” demeye geldiğini öğretmektir.

Bunu “Din” kelimesinin kök manasına bakarak daha iyi anlayabiliriz.

Din” kelimesi Arapçada “deyn” kökünden türemiştir ve deyn “borç” demektir. Gök suyunu topraktan borç alıp, aldığı borcu yağmur olarak ona geri ödediği içinde bu kelime kullanılmıştır. Alacak-verecek hesabı görüldüğü için hesap gününe “yevmud-din” denmiştir. “Din”de “borçluluk bilinci”dir. Dindarlık, kulun Allah’a borcunu hiç ödeyemeyeceği borçluluk bilincidir. Borçluluk bilinciyle yaşanan bir hayat tarzıdır. Yani sorumluluk bilincinin üstün tutulduğu bir hayat anlayışı, bir hayat tasavvuru din demektir. Din yani İslam, yaratanına borçlu olan insanla, borçlu olduğu kapı ile arasındaki ilişkiyi düzenleyen hayati bir müessesedir.

 

 

SÖZ SONU: İNSAN RABBİ’NE KARŞI BORÇLU ÖLÜR…

7°C

Karamanlı

Mostly Cloudy

Humidity: 77%

Wind: 32.19 km/h

  • 09 Dec 2018 9°C 2°C
  • 10 Dec 2018 7°C 0°C
Saniye sonra Kapanacaktır