Uyarı
  • JUser: :_load: Unable to load user with ID: 982

ACİZSİN EY İNSAN! İTİRAF ET VE KURTUL!

Söyleyen ne güzel söylemiş “ Kendini bilen Rabbini bilir” diye…

Kendini bilmek “haddini” bilmektir aslında. Haddini bilmek, İnsanın Rabbi karşısında durduğu yeri bilmesidir. Allah’ın mutlak, sonsuz, sınırsız, eşsiz, benzersizliği karşısında mukayyed, sonlu, sınırlı, eşli ve benzerli olduğunu bilmesidir. Allah’ın insansız yapabileceğini, fakat insanın asla Allah’sız yapamayacağını itiraf etmesidir. Çünkü biri yaratan diğeri yaratılan, biri isteyen diğeri istenilen, biri alan diğeri veren, biri ihtiyaç sahibi, diğeri ihtiyaç giderendir. Onun için felaket, insanın Allah’ı tanımazdan gelmesi değildir. Asıl felaket Allah’ın insanı tanımazdan gelmesidir.

Kısacası acziyetinin farkına varmasıdır.

İnsan o kadar acizdir ki;

İki şeyi bir anda düşünemez, iki şeyi aynı anda dinleyemez, iki farklı yöne aynı anda bakamaz. Önüne baksa arkasını, arkasına baksa önünü göremez. Işık olmasa yüzde yüz gören gözü kör olur.

Rüzgara, yağmura, depreme, dalgaya, gözsüz akrebe, ayaksız yılana, sineğe, arıya, keneye, hatta ancak 30 bin kat büyütünce görebildiği küçük bir mikroba yenik düşer insan.

Acıkması doyması, donması yanması, dinlenmesi yorulması, uyuması uyanması, unutması hatırlaması, hastalanması ihtiyarlaması hep acziyetinin, kendi kendine yetemediğinin bir sonucudur insanın:

  “…İnsan zayıf (aciz) yaratılmıştır.” (Nisa:4/28)

Göze kulağa, dile dudağa, ele ayağa,  suya havaya, tohuma toprağa, aya güneşe, geceye gündüze, atmosfere, ağaca çimene, böceğe hayvana, dereye tepeye, dağa ormana, buza ateşe, velhasıl her şeye muhtaçtır:

“Ey İnsanlık ailesi! Allah’a muhtaç olan sizlersiniz. Allah’a gelince, o kendi kendine yeten sonsuz zenginlik sahibidir. (bilakis) her şey O’na hamd ile memurdur.” (Fatır:35/15)

Nerede, ne zaman ve kimden doğacağını bilemediği gibi, yine nerede ne zaman ve nasıl öleceğini de bilemez. Ölümünü ve doğumunu erteleyemez:

“Aranızda ölüm kanununu koyan biziz, ve Biz asla önüne geçilen biri değiliz.” (Vakıa:56/60)

Her ne yaparsa yapsın insan, “çocuk kalayım” dese kalamaz. “Delikanlı kalayım” dese başaramaz. “Yaşlanmayayım “ dese asla kaçamaz:

 “ Allah’tır başlangıçta sizi güçten yoksun yaratan, bu yoksunluğun ardından sizi güçlü kuvvetli kılan, bu güçlü ve kuvvetli dönemin ardından sizi (tekrar) zayıflığa ve ak şaçlılığa mahkum eden: o istediğini yaratır; zira O’dur her şeyi bilen, O’dur mutlak kudret sahibi” (Rum:30/54)

İnsan o kadar aciz, yaşamı o kadar ince bir pamuk ipliğine bağlıdır ki; ortalama 37 derece olması gereken vücut sıcaklığı 35’e düşerse kalbi yavaşlayıp tansiyonu düşer, 33’te belleği, 24’te solunumu durur. 20 de beyni ölür ve 19 da kalbi durur ve ölür. Aynı durum vücut sıcaklığı normalin üzerine çıktığında da gerçekleşir.

1918’de İspanya’da bize basit bir hastalık gibi görünen grip salgınında, tam 25 milyon insan öldü.

İnsanoğlu her şeyi bildiği iddiasını sürdürse de, daha okyanusların sadece %10’unu keşfedebilmiştir.

Her ne ki ihtiyaç sahibi, o yaratılandır. Her ne ki kendi kendine yeten, o yaratandır. Bu anlamda Rabbimiz El-Kâfî’dir. “ Hiçbir şeye ihtiyaç duymayan, hem kendine hem de varlığa yeten, her şeye sonsuz, sınırsız kâfî olan” dır.

Kendi kendine yetme iddiası, çok çorap örmüştür insanoğlunun başına. “Yettim!” demek “bittim!” demektir aslında. Bu insanın Allah’tan rol çalmaya kalkmasından başka bir şey değildir. İnsanın yeterlilik iddiası “hadsizlik” iddiasıdır, başka değil.

Allah’ın verdikleriyle Allah’ı aşma çabası, insanın acziyetini, kendi kendine yetemediğini itiraf edememesinin bir sonucudur. Asıl felaket burada başlar zaten. Çünkü her doğan temiz doğar. Kirlenme sonradandır insanda. Ki ne zaman “kendime yeterim!” demişse insan, bu onu gurura, gurur kibire, kibir şirke, şirk de cehenneme sürükler. Yani cehennemle sonuçlanmış bir süreci ilk başlatan şey “kendi kendime yeterim” iddiasıdır. Rabbimiz Tuğyan ile sonuçlanmış bir süreci başlatan ilk adımın “insanın kendi kendine yettiği düşüncesi” olduğunu ifade eder.:

“Evet, evet; insan mutlaka azar. Hele hele kendi kendine yettiğini sandığında” (Alak:96/6-7)

Yani “benim artık Allah’a ihtiyacım yok” havasına girmeye başladığında. Zaten Şirk, insanın kendi kendine yettiğini zannetmesinin bir sonucu değilse nedir?

İşte bu tutum, insanı nankör ve küstah biri haline getirmiştir.  Allah’la ayaklaşmak sadece haddini bilmezliktir. İnsanı Firavuna çeviren şey de budur. İşte bakın size “artık ben kendi kendime yeterim” sanan insanın hüsranla sonlanmış süreci çok güzel anlatan, 20. yy da adında çok söz ettiren olay. “Titanic”:

Bu kelimeye hiç de yabancı sayılmayız sanırım. Çünkü kendisi filmlere de konu olan ve çoluk çocuk herkesin bir parça bilgi sahibi olduğu o devasa yolcu gemisi ve akibeti…

Titanic, İrlanda tersanelerinde 11.300 işçinin 26 ay emek vererek inşa ettikleri 52.310 ton ağırlığında o gün yeryüzünün en büyük gemisiydi. 3.547 yolcu kapasiteli bu gemi o kadar büyüktü ki, sadece bir vardiyede kazan dairesinde fırınlara kömür besleyen işçi sayısı 176 idi. Büyüklüğü yanında içerisine kullanılan malzeme vs yönünden yine o günün en lüks ve en ihtişamlı gemisiydi. Yani o günün her insanının yolculuk yapmayı hayal ettiği bir gemiydi.

Sorun da burada başladı. İnsan acziyetinin farkına varmaz da kendi kendime yeterim dedi mi işte orda insan biter. Yapımını üstlenenler de dahil herkes bu devasa geminin ihtişamına bakarak “ bu gemi asla batmaz. Tanrı bile batıramaz!” dediler. Hatta adını Eski Yunan mitolojisinde “dünyayı yöneten büyük Tanrı” (Titan) demeye gelen “Titanic” koydular. Onlar Allah’ın verdiği ellerle, imkanlarla bir şey yaptılar, fakat bunu yine Allah’a karşı kullanarak O’nunla ayaklandılar.

Sonuçta ne oldu?

15 Nisan 1912’de daha ilk seferinde Kuzey Atlantik Okyanusunda bir buz dağına çarparak ikiye bölünerek battı. 1.514 kişinin boğularak öldüğü çarpışma sonrası batışı 2 saat 40 dakika süren bu devasa gemi, okyanusun 3.657 metre olan tabanındaki yerini aldı. İşin ilginci “Titanic” buzdağına çarpıp batan tek okyanus gemisiydi.

Hoş 1912 lerdeki “Titanic”in bir benzerinin yapımını bu gün Avustralyalı bir iş adamı

üstlenmiş durumda. 300 ila 400 milyon  sterline mal olacağı tahmin edilen Titanic 2 ni 2018 de ilk seferini Çin-Dubai arasında yapması planlanıyor. Soru şu:  İnsan bu defa da “yettim!” diyecek mi acaba?

Bir türlü itiraf edip kabullenemese de acizdir insan. Çünkü göklerin ve yerin tüm orduları Allah’ındır ve O’nun emrine amadedir:

 “… göklerin ve yerin bütün orduları Allah’ın emrine amadedir…” (Fetih:48/4)

Onun içindir ki; Bulutlar Hz. Nuh’un, Rüzgar Hz. Hud’un, Ateş Hz. İbrahim’in, Su Hz. Musa’nın yardımına koşmuştur. İnsan kendi acziyetini gördüğü oranda Allah’ın sonsuz gücünü fark etmiş olur.

Kendisini çok güçlü gören “küçük dağları ben yarattım” pozuna, havasına giren insana, şu basit hesaplama bile acizliğini anlaması için yetip de artardı bile:

İçinde bulunduğumuz Samanyolu Galaksisinde bizim güneşimiz gibi, hatta ondan binlerce kat daha büyük 200 ila 400 milyar yıldız olduğu, galaksimizin eninin 20 bin boyunun ise 100 bin ışık yılı olduğu tahmin edilir. Işığın bir yılda 9,5 trilyon km yol aldığından yola çıkarak, sadece kendi galaksimizi baştan başa “dolaşalım” deseydik, bu hevesimizi ses hızındaki bir uçakla yaklaşık 80 milyar yılda giderebilirdik…

Dahası uzağa değil, bize en yakın yıldız olan güneşe gitmeye kalksaydık eğer, saatte bin km hıza olaşan bir uçakla ancak 17 yıl yol teperek bunu başarabilirdik. Allah insanı bu acziyetini fark edebilecek bir akıl ve şuurla donatmıştır. Verilen aklı kullanmayan ve  haddini aşmaya devam eden insana da şöyle meydan okur:

“(Ey insan) Ve yeryüzünde çalım satarak dolaşma: Unutma ki sen ne yeri delebilir, ne de dağlarla boy ölçüşebilirsin.” (İsra:17/37)

Bu haftaki yazımı, Amerika’nın en büyük beyin cerrahlarından olan Prof. Whitei’ nin bir ameliyatın ardından ettiği itirafla bitirmek istiyorum:

“ Ameliyat için getirilen çocuk, altı yaşında sevimli bir kızdı. Çok güzel canlı ve neşeli idi. Fakat muayene sonunda beyninde bir ur olduğunu gördük. Bu tümör ile beyninde bağlantılı bulunan kist onu çok genişletmişti. Ben içi su ile dolu olan parçadan ameliyata başladım. Fakat felaket! Yarım küre şeklinde olan kistli tümör, birdenbire küçülüverdi ve satındaki geniş damarlar yırtıldı. Oluk gibi akan kanı durdurmak için arkadaşlarımla birlikte elimizden gelendi yapıyorduk fakat bir türlü kanamayı durduramıyorduk. Çocuk elimizin altında ölüyordu. Üzerimize büyük bir hüzün çökmüştü.

Ben patlayan damarlar üzerine pamuk parçaları koyarak, kanamayı durdurmaya çalışıyordum. Kanama durur gibi olsa da elimi kaldıramıyordum. Çünkü elimi kaldırsam, kanamanın tekrar başlayacağını ve bu sefer artık bir şey yapmak imkanı kalmayacağını biliyordum. Çocuğa kan verilmeye başlandı. Benim parmaklarım hala pamukların üzerindeydi. Bu dakikada “kendimi ne kadar aciz, ne kadar kudretsiz hissettim.”

Benim gibi zavallı bir insan nasıl olur da kendinde bir küçük kızın beyninde meydana gelen tümörü kesip çıkarmak cesaretini bulabilirdi? Nasıl olur da böyle muazzam bir işin mesuliyetini üzerine alabilirdi?

Adına beyin dediğimiz ve en muazzam işleri gören, insana şahsiyetini veren, ona zekâ hatıra, heyecan, his, zevk, düşünce ve hayal gibi türlü türlü kudretler bahşeden, ancak Allah’ın yaratabileceği bu muazzam esere, bir zavallı insan dokunabilirdi? Biz bu küçük cisme (dimağ)adını veriyorduk. Ama hakikatte bu, önümüzde yatan zavallı çocuğun ta kendisi idi.

Aradan yarım saat geçti. Ameliyat odasında tam bir sessizlik vardı. Hepimizin tansiyonu son derece yükselmişti. Herkes ve ben elimi kaldıracak olursam yeniden oluk gibi kan akmaya başlayacağını biliyorduk.

İşte o zamana Allah’a dua etmeye başladım. (yani acziyetimi anladım) Onun yardımına sığındım. (Allah’ım parmaklarıma gereken kuvveti ver de, ben bu kan akmasını önleyebileyim ) diye yalvardım. O zaman içimi büyük bir ferahlık kapladı. Çünkü artık Rabbime tevekkül etmiştim.

Şimdi sükûnetle parmaklarımı kaldırabileceğime ve kanın akmayacağına inanıyordum. Allah’ın varlığını bütün ruhumda hissediyordum. Yavaş yavaş parmaklarımı kaldırdığımda kan durmuştu. Bundan sonra ameliyatı yapmak kolaydı. Ameliyat tam 4.5 saat sürdü. Bir hafta çocuğun yanından ayrılmadım. Çocuğun yavaşa yavaş iyileştiğini gördükçe ne kadar seviniyordum! Bugün çocuk on yaşında ve tamamen sıhhatli, neşeli ve mesut bir yavrucak” 

SÖZ SONU:

EY İNSAN!  ACİZSİN, ZAYIFSIN, SINIRLISIN, MECBURSUN; ÇÜNKÜ SEN YARATAN DEĞİL YARATILANSIN! ÖYLEYSE İTİRAF ET! VE KURTUL!...

7°C

Karamanlı

Mostly Cloudy

Humidity: 77%

Wind: 32.19 km/h

  • 09 Dec 2018 9°C 2°C
  • 10 Dec 2018 7°C 0°C
Saniye sonra Kapanacaktır