ÂLEMLERE RAHMET OLMAK, AHLAKIYLA ÂLEMLERE ÖRNEK OLMAKTIR

O, âlemlerin derdini, çilesini, kahrını, yükünü çekmişti de Âlemlere rahmet olmuştu.

 

O, yaşayan, nefes alan, konuşan ve yürüyen, Kur’an’dı; Hz. Aişe “Onun ahlakı nasıldı” sorusuna: “Siz hiç Kur’an okumuyor musunuz? Onun ahlakı Kur’an’dı.” demişti.

O’nun için Kur’an: “üsvetün hasenetün” ifadesini kullanmıştı. Yani bizler için izini takip edip, ardından yürüyebileceğimiz en iyi rol model ve en güzel örnekti. O, muhteşem ahlakıyla örnek alındığında, örnek alanlar için rahmete dönüşecekti. Bize düşen O’nu taklit etmek değil, o’nu örnek almak, izini takip etmek, o bir şeyi ne maksatla yaptı ise bizim de o maksatla yapmamızdı.

İŞTE O’NUN MUHTEŞEM AHLAKINDAN KESİTLER:

O, su içtiği kabın içine solumamayı prensip haline getirecek  kadar nazik idi.

O, yere tükürmeyi yasaklayacak kadar titiz idi.

O, soğan sarımsak kokusuyla insan içine çıkmamayı emredecek kadar duyarlı idi.

O, günde en az beş defa,  diş temizliği ve ağız bakımına olağanüstü önem verecek kadar nezih idi.

O, kendisinden su isteyen iki torunundan, sırayı gözeterek suyu önce isteyene verecek kadar adalete düşkün idi.

O, “küçüklerine merhamet büyüklerine saygı göstermeyen bizden değildir!” diyecek kadar sevgi ve merhamet timsali idi.

O, kendisine on yıl boyunca hizmet etmiş hizmetçisine bir kere bile “öf” demeyecek kadar yönetici ahlakına sahip idi.

O, eşlerine el kaldırmayacak kadar, onları deveye bindirirken dizini merdiven yapacak kadar nazik, kibar bir beyefendi idi.

O, karşısında korkusundan titreyen adama: “ne titriyorsun be adam! ben de senin gibi kurutulmuş et yiyen bir annenin oğluyum!” diyebilecek kadar mütevâzi ve yönetici ahlakına sahip idi.

O, çölün sert, kaba ve cahil insanlarına karşı ömrü boyunca bir kere bile kaba söz kullanmayacak, küçümsemeyecek, hakaret etmeyecek ve dahası onları gücendirmeyecek kadar kibar ve nazik idi.

O, övgü yarışına girenleri “Ben O’nun kuluyum” diyerek, onları dediklerine pişman edecek kadar, kulluk haddini bilen biri idi.

O, yüzüne karşı kendini övene “ağzından çıkanı kulağın duysun be adam! Ben de senin gibi bir insanım” diyecek kadar alçak gönüllü idi.

O, dışardan gelip kendini hiç görmeyen birine “hanginiz Muhammed?” dedirtecek kadar kalabalığın içinde kaybolmuş bir yönetici idi.

O, Medine’nin öğle sıcağında arkadaşları ile yürürken, liderimiz sıcaktan etkilenmesin diyerek hurma dallarından şemsiye yapıp, amacı  sadece onu güneşten korumak olan adamın elinden onu alıp, sonra kırıp sonrada ona kızmış bir vaziyette dönüp.”ben de sizin gibi bir insanım” diyecek kadar ayrıcalık kabul etmeyen, özel muameleden nefret eden bir lider ahlakına sahip idi.

O, Hicret sabahı Hazreti Ebu Bekir’in hicret için beslediği iki devenin başında buluştuklarında: “Ya Ebâ Bekir! Bu deveye ben ancak Medine’ye varınca ücretini ödemek şartıyla binerim!” diyecek kadar lider ahlakına sahip idi.

O, “Ey peygamber’in halası Safiyye! Ey peygamber’in kızı Fatıma! Peygamber’in halası ve kızıyım diye bana güvenmeyin! Kendinizi amellerinizle Allah’ın elinden satın alın! Yarın kıyamet gününde sizin için ben hiçbir şey yapamam!” diyecek kadar torpile karşı, ameli ve emeği öne çıkaran açık sözlü biri idi.

O, kendi söküğünü kendisi dikecek kadar sade, doğal ve mütevâzi bir yaşama sahip idi.

O, yolda açlıktan karnı sırtına yapışmış bir deve gördüğünde sahibine: “konuşamayan bu hayvanlara muamele ederken Allah’tan kork” uyarısını yapacak kadar hayvan hakları savunucusu idi.

O,“rızkını artırıp, ömrünü uzatmak isteyenlere akrabalarına iyi davranmasını” tavsiye edecek kadar akraba düşkünü idi. 

O, kendisine türlü eziyetleri reva görenlere karşı “Ey Allah’ım! Halkımı affet! çünkü onlar bilmiyorlar!” diyecek kadar insan kazanımına düşkün idi.

O, ömrü boyunca kendisinde olan bir şeyi istemeye gelen kimseyi, bir kez bile eli boş geri çevirmeyecek  kadar cömert idi.

O, nasırlı ellerini göstererek devleti yöneten babasından, Hayber esirlerinden birini evde yardımcı olması için isteyen “babasının anası” dediği biricik kızı Fatımasına “Ben hala Ashab-ı Suffa için bir şey yapamıyorum” diyecek kadar bilgiye, eğitime ve insan yatırımına düşkün idi.

O, kendisi için ölüm kararı alan ve fırsatını bulunca bir kaşık suda boğacak kadar gözlerine kin bürümüş Mekke kodamanlarına karşı, tek başına ayağa kalkıp hakikati, doğruyu, güzeli haykıracak kadar cesur idi.

O, ciddi ve zor bir işle görevli olmasına rağmen, hoş ve mütebessim bir çehre ile dolaşacak ve eşleriyle, kadın-erkek,  büyük-küçük, genç-ihtiyar, çoluk-çocuk demeden herkesi tebessüm ettirecek kadar mütebessim ve şakacı idi.

O, kime, neye ve ne için söz vermişse “bir yerde buluşmak için sözleştiği bir adamı üç gün aynı yerde” bekleyecek kadar söz verme ahlâkına sahip idi.

O, kadın-erkek, büyük-küçük, genç-ihtiyar, çoluk-çocuk demeden her “dinlenecek sözüm var!” diyenin sözünü kesmeden, ondan yüz çevirmeden ve sözünü sonuna kadar dinleyecek kadar söze düşkün ve dinleme ahlakına sahip idi.

O, kendisiyle konuşan hiçbir kişiye, onu dinlediği esnada yüzünü ondan çevirmeyecek kadar samimi idi.

O, kendisinden bir şey isteyeni geri çevirdiği hiç görülmeyecek kadar, istenilen şey elinde yoksa başkasına borçlanarak isteğini yerine getirecek kadar cömert idi.

O, hutbe okuduğu esnada tökezleyerek içeri giren torununu, hutbeyi kesip onu minberde kucağına alıp bu halde hutbe okuyacak kadar şefkatli bir dede idi.

O, torununu sırtına bindirip karizmayı yere serecek kadar mütevâzi bir dede idi.

O, hicret esnasında elinden geleni yapıp, bütün tedbirleri aldıktan sonra, Sevr’in tepesinde müşriklere yakalandıklarını sanıp “Ya Rasulallah! eğiliverseler bizi görecekler!” diyerek telâşını ve korkusunu saklayamayan Ebû Bekir’e “Korkma Yâ Ebâ Bekir! Allah bizimle beraberdir. Üçüncüleri Allah olan iki kişiye, kim ne yapabilir ki?” diyecek kadar tevekkülün “kulun o konuda elinden geleni yapıp, elinden gelmeyeni de Allah’a bırakmak olduğunu” çok iyi anlayan, bir mütevekkil idi.

O, her fırsatta kendisini öldürmek için savaş açan, düşmanı Mekke’nin açlarına Hayber’in ganimet altınlarını yollayacak kadar düşman ahlakına sahip idi.

O, Kur’an’a davet yolunda yola döşenen dikenlere, sırtına konan işkembelere, kellesine konulan ödüllere, hayatına yönelik tehditlere aldırmayacak kadar kendini davasına adanmış biri idi.

O, gece yarıları kalkıp, namaz içinde ayakta bazen üç, bazen beş, bazen de sekiz saat Kur’an üzerinde tefekkür edecek kadar geceyi yönetme ahlakına sahip idi.Kur’an aşığı idi.

O, kocasının başını yıkayan kızı Rukiyye’ye “Osmana iyi bak! Çünkü o ümmetimden bana en çok benzeyendir” diyecek kadar damadına düşkün bir kayınpeder idi.

Âişe anamızın kocasına karşı sesini yükselttiğine şahit olan Efendimiz’in kayın pederi Ebu Bekir’in, kızına “sen Alah Rasûlüne karşı nasıl olur da sesini yükseltirsin?” azarına şahit olmuştu. Haklı olduğu halde eşinin üzülmesine dayanamamıştı da kayın pederine karşı eşini savunmuştu. Daha sonra da Âişe’ye dönüp “seni babanın elinden nasıl kurtardım?” diye de latife yapmıştı. İşte O, kendisi haklı olduğu halde eşini kayın pederine karşı savunacak ve haklı gösterecek kadar kibar ve nazik idi.

O, Mekke’nin fethi gününde Kâbe’nin önünde kendisine yeryüzünü dar getiren, alı al moru mor olan, yüzleri öne eğik ve acaba bize ne yapacak?” diye korkuyla tir tir titreyip bekler haldeki Mekke kodamanlarına: “Bugün size Yusuf’un kardeşlerine dediğini diyorum. Diyerek onlara: Bugün size kınama yoktur (Yusuf 12:92) Hadi gidin bırakılmışlardansınız” diyecek kadar zafer ahlakına, güç ahlakına sahip idi.

VELHASIL O, ADAM GİBİ ADAM ÂLEMLERE RAHMET HAZRETİ MUHAMMED İDİ!

Bu kategoriden diğerleri: « ÖLÜMÜ ANLAMAK-BÖLÜM 3

23°C

Karamanlı

Mostly Cloudy

Humidity: 47%

Wind: 11.27 km/h

  • 21 Aug 2017 26°C 13°C
  • 22 Aug 2017 26°C 12°C