Uyarı
  • JUser: :_load: Unable to load user with ID: 982

ÖLÜMÜ ANLAMAK-BÖLÜM 1

Öleceğini bile bile yaşayan yeryüzünün tek canlısıyız. Hayvanlar öleceğini bilmezler. Biliriz ölümü, ama anlamış ve tanımış değiliz modern çağın insanı olarak. Anlamadığımız içindir ki, hiç gündemimize almayız. Adını dahi söyletmeyiz. Sözüne,  “ölüm” diye başlayan birini “aman şu konuyu açma! İçimi karartma!” diyerek hemen sustururuz. Gündelik hayatımızda en çok ve rahatlıkla konuşabileceğimiz bir gerçeği, sahi neden ağzımıza almaktan hep çekiniriz? Bunu sebebi açık: Anlamadığımız için. Ölümü hakkıyla anlamlandıramadığımız için. Tanıyamadığımız için.

Değerli dostlar!

 

Birkaç hafta sürmesini tahmin ettiğim yazılarımda ölümü beraberce anlama ve anlamlandırmayı arzu ediyorum.

 

Yeryüzünün tüm insanlarını bir araya toplasaydınız “aranızdan bu gün akşama kadar yaşayacağım diyenler ayağa kalksın! “ deseydiniz eğer, sizce bir kişi bile ayağa kalkabilir miydi? Yine aynı kalabalığa “ şuan ölüme hazır ve hazırlığı olan kimler?” diye seslenseydik kaç kişi yerinden kalkmaya cesaret ederdi?

 

Ölüm konuşunca herkes susar. Ölümün sesi, tüm seslerin üstündedir. Ölüm doğumdan daha gerçek, onun için sesi gür çıkar. Yaşlısı genci, yöneteni yönetileni, varsılı yoksulu, işçisi işvereni, bileni de susar. Susması gerekir çünkü ölüm kendi başına bir çok şey söyler insana. En gür ses ölümün sesidir. Onun sesi tüm sesleri bastırır. Ölümün sesini ancak vahiy susturur. İşte orada Allah konuşur ölüm susar. Ölüm geldi mi herkes eşitlenir. Makam, mevki, tüm ağırlıklarını atar insan. Kimin ne kadar malı var? Kim hangi makam ve mevkide? Bunların artık hiçbiri önemi yoktur.

 

İnsanı esir eden iki korku vardır. Biri açlık korkusu, diğeri ölüm korkusudur. Ölümü Allah’ın koyduğu yere koyan, Allah’ın anlamlandırdığı gibi anlamlandıran biri rahatlıkla şunu söyler ”Ölümden korkmuyorum, ben varken o yok, o yokken ben varım.” Ölümün üzemediği insanı kim üzebilir ki? Hayatla barışık olan ölümle de barışık olur; zira ölüm hayatın öteki yüzüdür.

 

Ölüm kötü değildir. Kötü demek için tecrübe etmek gerek. İnsanoğlunun hayatında hiç tecrübe edemediği belki de tek şeydir ölüm. İnsan kaç kere öldü ki, ölüme suizan eder. Varıp da dönen var mı? Koca bir hayır. Hayatı kötü olan insanlar ölüme kötü bakarlar. Böyle baktıkları içindir ki başlarlar ölüme suizan etmeye. “Erken kaybettik”, “çok erken oldu”,“daha vakti, göreceği şeyler vardı”, “bu dünyaya doyamadan gitti” , “ölüm hiç yakışmadı”,  “hiç beklemiyorduk”. Hatta daha da ileri gidip hadlerini aşarak, otobanda büyük bir kazayı hiç yara almadan atlatan bir motosiklet sürücüsü için “Azrail’e rüşvet verdi kurtuldu!” cümlesini de rahatlıkla kurar. Ölüsüne “rahat uyu!” der fakat onun hiç uyumamak üzere uyandığının farkında bile değildir. Efendimiz’in (sav) ifadesiyle "insanlar uykudadır, öldükleri zaman uyanırlar!" Aslında uyku bir ölüm provasıdır.

Ölüm, hayatın en önemli, en gerçekçi, en riyasız yanıdır. Evet ölüm riyasızdır, çünkü insan bir amel işler siz onun dışını görür “iyi” dersiniz. Fakat Rabbimiz onun içinin derinliklerini, kırkıncı odasını görür ve niyetini bilir. Yani bir insanın yaptığı bir şeye riya (gösteriş) için yapıp yapmadığı ancak ilahi mahkemede belli olacaktır. Fakat birinin riya yapmadığından yüzde yüz emin olduğunuz tek durum ölümdür.

 

Ölüm, paranın satın alamayacağı tek gerçektir. Ölüm, insanın “Ben herkes değilim ki. Kimse benim yerime ölmez mi? Parası neyse vereyim” sözünü ağzına dahi alamayacak kadar pahalıdır. Her şeyin fiyata indirgendiği bir çağda, fiyat teklif edilemeyecek tek gerçektir ölüm. Çünkü yasayı sahibi koymuştur ve artık kaçış yoktur: “Her can ölümü tadıcıdır” (Enbiya:21/35)

 

Dünya ahiretin habercisi, ahiret dünyanın izdüşümüdür. İnsan adlı bu ölümsüz yolcu, birinden diğerine intikal ederek sürdürür sonsuz yolculuğunu. Çünkü ölüm bir başka hayatın besmelesidir

 

Ölüm, yeniden doğma (filizlenmek) için toprağa düşmektir. Ana rahmindekinin ölüm sandığı dünyadakine göre doğumdur. İnsanın ölüm sandığı da ahirete göre doğumdur. İnsanın ana rahim hayatı ölür, dünya rahmine düşer, dünya haytı ölür, ahiret rahmine düşer. Ölmek doğmak, dirilmektir aslında.

 

Ölüm, kalkmak için yatmak, uyanmak için uyumak, kavuşmak için ayrılmak, tutmak için sıçramaktır.

Ölüm, tebdil-i mekandır. Ölüm hicrettir. Ruhun eskimiş yuvasından çıkıp, ait olduğu aleme hicretidir.

Ölüm, yalandan gerçeğe, sahteden asla, geçiciden kalıcıya, suni hazlardan tabii hazlara, yalan bir hayattan gerçek bir hayata geçiştir. Bunun neresi kötü?

Ölüm, ölümsüzlüğe açılan tek kapıdır.

Ölüm hasret yurdundan vuslat yurduna intikaldir.

 

Ölüm, bir halin bitip yeni bir halin başlamasıdır.

Ölüm, bu dünya hayatını öbür ikizine bağlayan göbek bağıdır.

Ölüm, Rabbimizin ezelde kurduğu can saatinin durmasıdır.

Ölüm, temmuz güneşinde kar gibi eriyen ömrün son damlasıdır.

Ölüm, dünya ile ahiret arasındaki sırlı kapıdır.

Ölüm, hayatın öbür yüzüdür.

Ölüm, yaşlanmaya karşı geliştirilmiş en iyi ilaçtır.

Ölüm yok oluş değil, kaldığımız yerden devam etmektir.

 

Ölüm, kulun doğmadan önce bildiği, doğduktan sonra unuttuğu bir hakikate giden yoldur.

 

Ölüm, verilen son nefesin dile dökülen anlamıdır.

Ölüm, yakalanmaktır. Ölüm, insanın ya Allah’a koşarken, ya da Allah’tan kaçarken yakalanmasının adıdır.

Ölüm, kürkçü dükkanına geri dönüşün adıdır.

Ölüm bu dünyada tecrübe edilip de anlatılamayan tek gerçektir.

Ölüm, insanın tecrübe edip de paylaşamadığı tek gerçektir.

Ölüm hakikati doğumdan daha gerçektir. Nedense bu kadar büyük bir hakikati insan kendine yakıştırmaz.

 

Ölüm ölünce insan ölümsüzleşir.

Ölümü yönetmenin adı ahirete imandır.

Ölümün sizden ayırdıkları sizin değildir. Ölümün sizden ayıramadıkları sizindir.

Ölümün son iyiliği bir daha ölmeyecek olmasıdır.

Nefes kadar yakın olan ölüme insan, yıldızlar kadar uzak gibi bakmıştır hep. Yaklaşan ölümün ayak sesini duymak istiyorsa insan, atan kalbini dinlemeli...

 

Ölüm, Nemrutla bunalan, Firavun’un zulmüyle ezilen, hak hırsızından hakkını koparamayan insanın “iyi ki sen varsın” deyip teselli olduğu can simididir.

 

Ölüm, yani ferdin kıyametiyle insan bilinmeyen bir alemin eşiğine ilk adımını atar. Ondan ötesi meçhulümüz. laboratuvarların işlemediği, teknolojinin erişemediği insan aklının ulaşamadığı bir dünyadır o:

 

 “Derken ölüm kabusu tüm gerçekliğiyle çıka gelir; (ki) işte bu (ey insan), senin köşe bucak kaçtığın şeydir!” (Kaf:50/19)

 

 Gündüzü Dünya hayatı, geceyi ölüm, yatağı kabir bilmeli insan. Ölümü koynunda gezdirmeli, ölümden sonrasını gözbebeği gibi bakmalı süslemeli…

 

 

Bu haftaki yazımızı Necip Fazıl’ın şu muhteşem tespitiyle bitirelim:

"Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber

Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber

YAZIMIZIN DEVAMI HAFTAYA İNŞALLAH…

 

 

Son DüzenlenmeCuma, 25 Mart 2016 17:06

5°C

Karamanlı

Mostly Cloudy

Humidity: 35%

Wind: 17.70 km/h

  • 21 Nov 2017 6°C -5°C
  • 22 Nov 2017 8°C -5°C
Saniye sonra Kapanacaktır