Uyarı
  • JUser: :_load: Unable to load user with ID: 982

ÖLÜMÜ ANLAMAK-BÖLÜM 2

“Ölümü anlamak” başlığıyla açmıştık geçen haftaki yazımızı.

Eğer gerçekten anlamış olsaydık ölümü, hakkında suizan etmezdik, ona soğuk bakmaz, adı yanımızda anılınca ürpermezdik, korkmazdık.

Anlasaydık ölümü, gündelik hayatımızın en birincil gündemi o olurdu. Çocuklarımıza rahatlıkla anlatabilir, “ölüm” diyen birini hemen susturmaya çalışmazdık.  

Anlasaydık ölümü, kaybettiklerimizin ardından “bir daha hiç görmeyeceğim” acısıyla ortalığı yıkmazdık. Ebu Hureyre (ra) gibi “ Var git Rabbine, bizde ardından geliyoruz” derdik.

Anlamış olsaydık eğer ölümü, tek dünyalı gibi yaşayıp ölümden kaçmaz, iki dünyalı gibi yaşayıp ölüme kavuşacağımızı bilirdik.  Bir gerdanlık gibi onu, her an koynumuzda gezdirirdik. 

Sahiden anlamış olsaydık, geçiciye kalıcı, sınırlıya sınırsız muamelesi yapmaz, ölümle götürebildiklerimize ancak “bizim” diyebilirdik.

Yeryüzünde düşünebilen, düşünme ayrıcalığına sahip olan, “nerden geldim?” “nereye gidiyorum? “ne olacağım?” gibi sorulara cevaplar arayan tek varlığız. Varlık sahnesine çıkmak, bizatihi anlama dahil olmaktır. Biz fark edemedik diye hayat anlamını kaybetmez. Varlığın ve hayatın anlamı olduğu gibi yerinde durmaktadır. Biz fark edemediysek sadece anlamdan mahrum kalmış oluruz. Yoksa anlam kaybolmuş olmaz. Çünkü rabbimiz hiçbir şeyi anlamsız ve amaçsız yaratmamıştır:

“(Ey insanlar!) Biz göğü, yeri ve bunların arasındakileri bir oyun olsun diye yaratmadık”

“Eğer Biz bir eğlence edinmek isteseydik, onu kendi katımızdan edinirdik; ne ki bunu asla yapacak değiliz.” ( Enbiya:21/16-17)

“Şimdi Bizim sizi boş yere ve amaçsız yarattığımız; dahası (hesap vermek için) Bize döndürülmeyeceğinizi sanıyorsunuz, öyle mi?” (Mü’minün:23/115)

Rabbimizin her şeyi koyduğu bir yer, bir anlamı ve amacı vardır. Yeri göğün, havanın suyun, ağacın kuşun, rüzgarın bulutun, toprağın tohumun, ölüm ve hayatın…

Kainata, tabiata, hayata ve var olan her şeye, Allah’ın koyduğu yere, yine Allah’ın gösterdiği yerden bakan bir insan, ölümle hayatın, oluşla bozuluşun, yapılışla yıkılışın, doğuşla ölüşün her an ve iç içe yaşandığını fark ederdi. Varlıkta ayakta durabilen, yaşamını sürdürebilen her ne varsa, bunu ölüme borçlu olduğunun bilincine varırdı. Her şeyin ve her an ölümü tekrar tekrar tattığına şahit olurdu.

Varlık “oluş ve yeniden oluş için bozuluş” alemidir. İnsan bedeninde ve kainatta, her an oluş ve oluş için yeniden bozuluş yaşanır. Yani ölüm ve doğum.

Yaratılış sürecinde her şey ölümle sürdürür varoluşunu. Galaksiler ölür yıldız tozları doğar, Yıldız tozları ölür, yeni yıldızlar ve galaksiler doğar. 

Dünya da öyle. Ateş topu dünya ölmeseydi daha doğrusu kül (toprak) olmasaydı, yerkürede diriliş (hayat) olmayacaktı. Biz bugün külün, yani ölümün ekmeğini yiyoruz. 

Güneşin her batışı ölüm, her doğuşu diriliştir. Tohum ölür, ağaç dirilir.

Gece ölür, gündüz dirilir. Kış ölür, ilkbahar dirilir. İlkbahar ölür, yaz dirilir. Yaz ölür, sonbahar dirilir. 

Suyun sıvı hali ölür, buhar hali dirilir. Buhar halı ölür katı hali dirilir. Tekamül yolculuğuna sıvı haliyle başlayan suya bir bakarsınız ki kar ve dolu şeklinde bağrınıza düşer. Halden hale geçmek, tekamül etmek için ölüm olmak zorundadır. 

Biz bedenimizde oluş ve yeniden oluş için bozuluşu her an yaşarız. Yaklaşık 100 trilyon hücremizde her saniye 50 milyon hücre ölür, 50 milyon hücre de dirilir. Nefesi her verişimiz bir ölüm, her alışımız bir doğumdur.

Toplam 100 milyar hücrenin oluşturduğu derimizin her 1 cm karesinde 6 milyon hücre ikamet eder. Ölüm ve dirilişi sürekli tadan derimizden günlük ortalama10 gr ölmüş hücre dökülür.

İnsanın ana rahimle başlayan yeryüzü yolculuğunun tamamı, “oluş ve yeniden oluş için bozuluş” tur. Sperm ve yumurta ölür, embriyo dirilir. Rahim hayatı ölür, dünya hayatı dirilir. Bebeklik ölür çocukluk dirilir. Çocukluk ölür, gençlik dirilir. Gençlik ölür, erişkinlik dirilir. Erişkinlik ölür, yaşlılık dirilir. Dünya hayatı ölür, ahiret hayatı dirilir.

Aslında şu ayet bize bu gerçeği anlatır:

“Sizi önce toprak türünden, sonra bir damlacık hayat suyundan, sonra da döllenmiş yumurta hücresinden yaratan O'dur; sonra bebek olarak meydana gelmenizi (dilemiştir); sonra olgunluk çağına erişmeniz ve ardından da yaşlanmanız için (yasa koymuştur): Ne ki kiminize ölüm daha erken tattırılır, (kiminize) de sonu yasayla belirlenmiş bir süreye ulaşmanız için (zaman tanınır) ki, belki aklınızı başınıza alırsınız.” (MÜ’MİN: 40/ 67)

Ana rahmindekinin ölüm sandığı dünyadakine göre doğumdur. İnsanın ölüm sandığı da ahirete göre doğumdur. İnsanın ana rahim hayatı ölür, dünya rahmine düşer, dünya hayatı ölür, ahiret rahmine düşer. Ölmek doğmak, dirilmektir aslında:

“Ey insanlık! 

Eğer (ölümden sonra) diriliş konusunda kuşku içindeyseniz, unutmayın ki 

Biz sizi (ilkin) bir tür topraktan, sonra bir damlacık döl suyundan, sonra rahim cidarına asılıp tutunan döllenmiş yumurtadan, sonra (asli unsurları) oluşmuş fakat (tali unsurları) henüz oluşmamış bir ceninden yarattık: 

bu size (menşeinizi) açıklamak için yaptığımız (bir uyarıdır). 

Derken, (doğmasını) dilediğimizi belirlenmiş bir süreye kadar (annelerinin) rahimlerinde tutarız; sonra sizi bir bebek olarak dünyaya getiririz; nihayet sizler olgunluk çağına, (işte bütün bu süreçlerden geçerek) ulaşırsınız: ama içinizden kimilerine ölüm (erken yaşlarda) tattırılır, kimileri de ömrün en düşkün çağına kadar ertelenir; öyle ki, sonunda o, bilen biriyken hiçbir şey bilmez hale gelir. (Bu, şuna benzer) ki; önce yeryüzünü kupkuru bir halde görürsün; fakat ona indirdiğimiz suyun ardından canlanır, kabarır ve her türden gözalıcı bitkilerle yeşerir.” (Hac:22/5)

Hayatı ve ölümü Allah’ın koyduğu yere koyamayıp, ona Allah’ın “bak!” dediği yerden bakamayan, anlam ve amacını keşfedemeyen insanın varıp dayanacağı yer bellidir:

“Bir de kalkıp dediler ki: "Hayat sadece dünya hayatımızdan ibarettir; ölürüz, zira (bir kez) hayata gelmiş bulunuruz; ve bizi sadece zaman yok eder. Ama onlar bu hususta hiçbir bilgiye sahip değiller, onlar sadece (önyargıya dayalı bir) zanna sahiptirler.” (Casiye:45/24)

Onlar ölümün hakikatini anlayamayınca, hayatın da hakikatini anlayamamışlardır. Onun için de;

Zira, "Bu dünyadakinden başka hayatımız yoktur, öldükten sonra da dirilecek değiliz" demişlerdir.” (En’am:6/29)

İşte böyle bir aklın sahiplerine Allah’ın verdiği cevap manidardır: 

“Cansızken size hayat bahşeden, ardından sizi öldürecek ve ondan sonra da diriltecek olan, en sonunda sizi kendisine döndürecek olan Allah'a karşı nasıl olur da nankörlük yaparsınız?”(Bakara:2/28)

Allah Rasulü’nün (sav) “ölmeden evvel ölünüz!” sözü “ölmeden evvel ölümü anlayınız!” demeye de gelmez mi?...

YAZIMIZIN DEVAMI HAFTAYA İNŞAALAH…

Son DüzenlenmeÇarşamba, 06 Nisan 2016 07:28

5°C

Karamanlı

Mostly Cloudy

Humidity: 35%

Wind: 17.70 km/h

  • 21 Nov 2017 6°C -5°C
  • 22 Nov 2017 8°C -5°C
Saniye sonra Kapanacaktır